İlerlemiş için Bulmaca

 

ivosiromahov7 Kasım 1934

Bugün Ekim 1917 Devrimi’nin 17-inci yıldönümünü kutluyuruz. Ekim Devrimi olarak adlandırılmasına rağmen, Kasım ayında patlamış…. Komünizm baştan bozuk. Ama şimdilik bu sistem bana uyar. Altımdakiler beni dinliyorlar, halk beni seviyor. Sadece müzedeki bu mumya beni rahatsız ediyor, ama bir gün onu ortadan kaldıracağım.

Devlet idaresiyle o kadar meşgül değilim, sonuç itibariyle gün boyunca Kirov ile akıl oyunları oynuyoruz.

Dün onu asağıdaki bulmaca ile acımasızca faka bastırdım:

‘Romeo evine sarhoş gelmiş. Yatağa girmiş ve uymuş. Gece susayıp, kalkmış ve hala uyurken bir kovanoz bulmuş. Kovanozdaki sıvıyı içmiş ve yine uyumuş. Sabah uyanmış ve Juliet’i ölü olarak bulmuş. Ne olmuş ve Julieta neden ölmüş?’

Kirov tüm öğleden sonra oflayıp pufladı ve Juliet, Romeo’nun onsuz içmeye gitiği için intihar ettiği varsayımına vardı.

‘Hayır, kardeş Kirov diyorum ben. Cevap bu değil.’ Kirov ise düşünmek için 24 saatlık zaman istedi.’

Bügün bana bembeyaz geliyor ve diyor: ‘Annemi siktirdin bu bulmaca ile, kardeş Stalin. Tüm gece uyuyaamadım, fakat cavabı bulamadım. Pes ediyorum.’

‘Çok basit, be, kardeş Kirov. Juliet balıkmış. Romeo, havuzdaki suyunu içince, ölmüş.’

Çok güldük.

 

30 Kasım 1934

Kirov ofisime girdi ağzı kulaklarında bana seslendi:

‘Kardeş Stalin, izininizle sorayım – saniyde bir, arada iki ve bin yılda hiç raslanamayan nedir?’

Pipomu yıkadım ve düşunerek bir nefes duman salıverdim.

‘Evet, İlginç bir soru. Hıçkırık olabilir mi?’

‘Niye hıçkırık?’

‘Bazen banan olurdu ki saniyede iki kere hıçkırırdım, arada iki defa ve sonra bir sonsuzluk kadar hıçkıramazdım.’

‘Hıçkırık değil, kardeş Stalin.’

‘Evet… Bu şey ne olabilir? Aklıma geldi, kardeş Kirov. Bu partiye karşı sevgi. Saniye saniye onu seziyoruz, bazen arada iki defa, ancak, geçen bin yılda rastlanmamış, çünkü partimiz orada değildi, değil mi? Dahiyim, değil mi?’

‘Hayir…yani…evet demek istedim…tabii ki, dahisiniz, kardeş Stalin, ancak doğru cevap bu değil. Partiyi sevmeyen de var.’

‘Pardon? Ne dediniz, kardeş Kirov?’

‘Dedim ki, aaa… ne dedim haha… bir şey dedim mi?’

‘Bana dediniz gibi geldi.’

‘Hiç bir şey demedim. Doğru cevap A hafi dir, kardeş Stalin. Saniye’de bir defa rastlanır, ara’da iki defa ve binyıl’da hiç rastlanmaz. E, budur doğru cevap.’

‘Esprili bir insansınız, kardeş Kirov, ancak partiye karsı sevgi hakkında garip görünüşleriniz var. Serbestsiniz.’

Kirov bok yemiş gibi ayrıldı. Nikolayevi aradım ve onu vurmasını emrettim. Nikolayev çok merak etti. Anlaşıldi ki, eskiden Kirov eşini sikmiş ve ona borçluymuş.

 

1 Aralık 1934

Kirov ölüdür. Nikolayev neşe içinde ofisime geldi:

‘Köpek gibi onu vurdum, kardeş Stalin’, dedi, ‘Karımı sikecek herif….’

‘Mükkemel, kardeş Nikolayev. Şimdi bulmaca oynayalım. Johnny Depp’te çok kısa olan, Arnold Schwarzenegger’de çok uzun olan, Madonna’da olmayan ve Papa’nın sahip olduğu, ama hiç kullanmadığı nedir?’

‘Haha, söylemekten sıkılıyorum, kardeş Stalin.’

‘Hadi, hadi, sıkılmayınız, burada biz bizeyiz. Eski Bolshevik arkadaşlarız, her şeyimizi biliriz…’

‘Sik.’

‘Evet, seks düşünceli oldugunuzu farkediyorum, kardeş Nikolayev, ama sik değil.’

‘Acaba burjuva önyargıları mı?’

‘İlginç bir cevap, kardeş Nikolayev. Söylemek istediğiniz, Madonna’nın burjuva önyargıları olmaması? Şarkıları gençlerini bozmaz mı? Söylemek istediğiniz bu mu?’

‘Aaa…tam tersine, kardeş Stalin…şaka yaptım.’

‘İlginç bir espri anlayışınız var, kardeş Nikolayev.’

Korumayı çağırdım ve vurmasını emrettim. Onu alırken, doğru cevabı söyledim. Johnny Depp’te çok kisa olan, Arnold Schwarzenegger’de çok uzun olan, Madonna’da olmayan ve Papa’nın sahip olduğu, ama hiç kullanmadığı soyadıdır.

Nikolayev duydu mu, bilmem, çünkü delicesine bağrıyordu ve af diliyordu.

 

23 Şubat 1938

Yagodayı çağırdım. Yagoda yetenekli bir adam. Ekonomi modellerimiz dahi modelini icat eden o dur:‘Ülke bir kamptır. Emekçiler hükümlüdür. Çekistler üretim’in yöneticileridirler.’

Basit ve net. Ve sistem eksiksiz işliyor.

Kısacası, Yagoda güncel siyasi ortamı tartışmak için bana geldi. Pipomu yaktım ve ona bulmacalar yağdırdım.

‘Kardeş Yagoda, durum şudur: Trotski ve Buharin, sistematik olarak, yalan söyledikleri bazı günler hariç, her zaman doğru söylerler. Trotski Pazartesi, Salı ve Çarsamba yalan söyler. Buharin, ise Perşembe, Cuma ve Cumartesi yalan söyler. Günün birinde, ikisi rastlaşmış ve her ikisi de öbürüne dün yalan söylediklerini söylemiş. Haftanın hangi gününde olmuş bu?’

‘İkisi aralıksız yalan söylüyorlar, kardeş Stalin. Yani, bu her zaman olabilmiş.’

‘Böyledir, kardeş Yagoda. Ancak, egzersiz amaçlı diyoruz ki, Trotski sadece Paraztesi, Salı ve Çarşamba yalan söyler. Buharin ise Perşembe, Cuma ve Cumartesi yalan söyler.’

‘Halkın düşmanlarıyla ilgili soruları çözmeyi reddediyorum, kardeş Stalin.’

‘Pekala, kardeş Yagoda. Aslında doğru cevap Perşembedir. Trotski dün yalan söylemiş, yani Çarşamba. Buharin ise şu anda yalan söylüyor, çünkü Perşembe onun yalan günüdür.’

‘İkisini çoktan vurmalıydınız, kardeş Stalin, ama karıştırmak istemiyorum.’

‘Evet, herkesin zamanı gelecek. Şimdi sıra sizde bulmaca sormak için.’

‘Tamam. NKVD[1]’li bir koruma iyice içip, hükümlülerin hücre anahtarını kaybetmiş. Her yeri aramış, bulamamış. O sırada, masa üstünde bir not farketmiş. Notta AKASA yazıyormuş. Anahtar neredeymiş?’

‘Beni zorladınız, arkadaş Yagoda. Cevap veremiyorum.’

‘Çok basit. Cevap AKASA kısıltmasında saklanmış. Anahtar Kapı Arkasında Süpürge Altında.’

Sustum ve pipomu yaktım. Koyu bir duman salıverdim.

‘Evet, Görevlendirildiğiniz kurumun disiplinini beğenmedim, kardeş Yagoda. Korumanız içer, anahtarlarını kaybeder, kapının arkasında süpürge altında saklar. İş böyle giderse, nereye varacaksınız?’

‘Bu sadece kurgu bir bulmaca, kardeş Stalin. Gekçekle bağlantısı hiç olmaz.’

‘Bir komünist toplulukta herşeyin gerçekle bağlantısı vardır, Yagoda. Trotski ve Buharin utanmaz yalancılardır; bu bir tespit, ayrıca altındakilerin de süpürgeler altında anahtarlarını kaybeden ahmaklardır; bu da bir tespit. Bu nedenle, hemen vurulmalısınız.’

Vurulmasını emrettim ve yerine Ejov’u atadım. O en mükemmel eleman – kötü, sadık, ve aptal.

 

15 Mart 1938

Buharin ilginç bir adam ve büyük bir aydın. Her zaman onunla bulmaca oynamaktan zevk alıyorum. Genelde bu oyunlarda kazanıyorum, ama dün pezevenk bana böyle bir soru patlattı, ki beni aya fırlattı.

Bir gemi limana yanaşır. Denizden beş metrelik mesafede bir halata asılmış; merdivenin basamakları arasında bir metre mesafe var. Suyun yükselme seviyesi saatte iki metredir. Kaç saat sonra su, merdivenin üçüncü basamağına kadar ulaşacak.

Düşündüm, düşündüm, hesaplayamadım. Buharin’i ofisime çağırdım.

‘Çok ilginç bir bulmaca, kardeş Buharin. Bence doğru cevap beş saatten sonra.’

‘Yanılıyorsunuz, kardeş Stalin.’

‘Bu işste bir kurnazlık var mı? Aslında ne tip gemi söz konusu?’

‘Sıradan bir gemi. Aurora kruvazörü gibi.’

‘Aurora gemisinin battığını mı ima ediyorsunuz? Devrimizin sembolü olan Aurora yakında emperyalizmin dalgalarından batacak mı? Görüşünüz bu mu?’

‘Bilakis, kardeş Stalin. Tam tersine. Cevabı – su hiç bir zaman üçüncü merdivene ulaşmayacak, çünkü sudan yükselme gemiyi ea yükseltir. Aurora kruvazörü hiç bir zaman batamaz. Doğru, değil mi, kardeş Stalin?’

Bu üç kağıtçı beni aldattı ve çök öfkelendim. Hemen vurulmasını emredebilirdim, ama onunla biraz oynamaya karar verdim.

‘Kardeş Buharin’ ona seslendim. ‘Elimizdeki ihbara göre komünist fikirlerine ihanet etmişsiniz ve vurulmalısınız. Ancak, size çok değer verdiğim için, sana son bir şans vereceğim. Burada iki yaprak kağıt var. Birisine ‘suçlu’ yazıyorum, diğerine ‘suçsuz’. Sonra yaprakları katlayıp, devrim’in öncü ve yüce kahramanlğını bana hatırlatan ve her zaman yanımda bulunan Lenin’in baretine koyacağım. Siz bir kağıt çekeceksiniz. Üzerinde ‘suçsuz’ yazılmışsa eğer, sizi sağ olarak uğuralayacağım. ‘Suçlu’ yazılı kağıdı çekmişseniz eğer, vurulmanızı emredeceğim.’

Buharin titreyerek, bembeyaz oldu. Ona herhangi bir şans vermek niyetinde değildim ve bu nedenle iki kağıda da ‘suçlu’ yazdım. Onları katlayıp, o mumya’nın kokmuş baretine koydum. Tam bu sırada kurnaz tilki Buharin beni aldatmaya karar verdi. Bir kağıt alıp, onu açmadan, çabucak yuttu.

‘Kardeş Stalin’, dedi Buharin: ‘Kısmetimi yutmaya alışkınım. Diğer kağıdı açar mısınız. Üzerinde ‘suçlu’ yazıyorsa, demek ki, ‘suçsuz’ yazanı çekmiştim ve beni serbest bırakmalısınz. ‘Suçsuz’ yazıyorsa eğer, demek ki, kötü kısmetimi çekmiştim ve teslim olacağım. Hadi, diğer kağıdı açar mısınız?’

Karolsun bu üç kağıtçı. Bana numara yapacakmış!

‘Kardeş Buharin’, dedim ona: ‘Komünizmin kurallarına göre, yenmiş kısmet geçersiz sayılır. Yani, kaderiniz, Vladimir İlich Lenin’in kutsal baretinde kalmış olan kağıttaki yazıdan belirlenecek. Görelim ne diyor. Ah, ‘suçlu’ diyor! Ne yazık. Değerli bir elemansınız ve sizleri kaybetmek istemiyorum, çünkü her şeyi sonuçlandıran elemanlardır. Ama, ne yapalım, kısmetiniz buymuş.’

‘İtiraz ediyorum! Bu haksızlık.’

‘Dialektik materyalizm’in bakış açısından dünya haksızlıklarla dolu, kardeş Buharin. Tüm dünyadaki haksızlıklarla kıyasla sizin gibi bir bireye karşı haksızlık nedir ki? Bu anlamda bireysel kaderiniz hakkındaki protestonuz bir şekilde darkafalı ve bencil görünüyor.’

 

Korumayı çağırıp, Buharin’in vurulmasını, bir de Lenin’in baretine kuru temizleme yapılmasını emrettim, çünkü ki çok kokmuştu.

 

4 Şubat 1940

Ejov ofisime geldi. Çok rahatsız eder beni bu çirkin cüce. Keyfim yerimde değildi o sırada ve bulmaca oynarken onunla eğlenmeye karar verdim. Adam o kadar aptal ki, kesinlikle bir geyik yapıverecek.

‘Kardeş Ejov, sana bir şey sormak istiyorum. Bir odanın her köşesinde bir kedi varsa ve her kedi karşısında üç kedi varsa, ve her kedinin kuyruğunda bir kedi varsa, odada ne kadar kedi var, söyler misiniz?’

‘Bir tekrarlayabilir misiniz, kardeş Stalin? Ezberleyemedim.’

Bu herif inanılmaz bir aptal, yemin ederim.

‘Dört köşelil bir oda var. Her köşesinde bir kedi var ve her kedi karşısında üç kedi var, ve her kedi’nin kuyruğunda bir kedi var. Toplam olarak ne kadar kedi var?’

‘Yaniiii, bu şekilde saymak çok zor, kardeş Stalin. Bir kedi hareket ederse, iki tane sayabilirim. Onları önceden vurursam, daha kolay olacak. Bir zamanlar bir müfreze bu şekilde saydım. Sarhoş olup, sallanıyorlar asker ve her saymamda farklı bir rakam çıkıyordu – birinci defa 14, sonra 15, üçüncüsünde – 12. Sonunda öfkelenip, onları vurdum ve 18 ceset ortaya çıktı. O sırada canlı mazlemelerle çalıştığımız zaman, her zaman bir hata olacağının farkına vardım.’

‘Böyledir, kardeş Ejov. Adam var – sorun var. Adam yok – sorun yok. Şimdi kedilere dönelim.’

‘Evet, kediler hakkında da aynı görüşü paylaşıyorum. Kedi var – sorun var. Kedi yok – sorun yok.’

‘Sorudan kaçmayınız, kardeş Ejov. Sana bir şey sordum.’

‘Bir daha sorunun içeriğini tekrarlayabilir misiniz, unuttum?’

Bu herif bir teneke gibi boş.

‘Son kere terkarlıyorum, kardeş Ejov. Dört köşeli bir oda. Her köşesinde bir kedi var. Ezberledeniz mi?’

‘Başüstüne.’

‘Ve her kedinin kuyruğunda bir kedi var. Açık oldu mu?’

‘Tamamen, kardeş Stalin.’

‘Soru, kedilerin toplam sayısı.’

‘Yediyüz elli dokuz.’

‘Büyük bir salaksınız, kardeş Ejov.’

‘Başüstüne, kardeş Stalin.’

‘Biraz düşününüz. Omuzlarınızdaki kafayı ne için kullanıyorsunuz?’

‘Göğüs göğüse savaş için. Rakiplere bir kafa vurup, çökertiyorum.’

‘Şimdi düşünmek için kullanmanız lazım.’

‘Eee. Başarayamayacağım, kardeş Stalin. Olağanüstü bir salağım. Kedilerin sayısının çok olduğunun farkındayım, ama yarın sabaha kadar beni tutsanız da, onları sayamayacağım.’

‘Sadece dört tane kedi var, kardeş Ejov. Her birinin karşısında üçer tane var – yani oda’nın diğer üç köşesinde. Ve her kedi kendi kuyruğuna oturmuş.’

‘Eee, çok sevindim. Size bir egzersiz vereyim mi?’

‘Buyrunuz, bulmacayı çok severim.’

 ‘Bir sokakta yedi katlık bir bina var. Yedinci katta kardeşleri Vasilii, Sergei ve Nikolai ile birlikte şöför Alyosha oturuyor ve herkesin ayrı bir odası var.  Alyosha’nın odasında üç kapı ve iki pencere var. Vasilii’nin odasında, Sergei’nin odasında ne kadar pencere varsa, o kadar kapı var. Nikolai’nin kardeşlerinin odalarında ne kadar kapı varsa, o kadar penceresi var. Aynı sokakta şöför Alyosha’nın kayınvalidesi oturabilirim, diye soruyorum.’

‘Evet, gayet zor bir bulmaca. Vazgeçiyorum. Cevap nedir?’

 ‘Nereden bileyim. Size söyledim, olağanüstü bir salağım.’

Bana benimle dalga geçermiş gibi geldi ve bu nedenle vurlmasını emrettim.

 

23 Ağustos 1939

Hitler ile barış antlaşması imzaladık. Hitler inanılmaz esprili, çok komik bir tip. Arkeolojiye karşı ilgi gösteriyor ve en sevdiğim bulmacalarımdan birini ona sormamın sebebi budur. Bir mağrada bir arkeolog tamamen korunmuş, hiç bozulmamış erkek ve kadın cesetleri bulmuş. Hemen patronunu aramış ve demiş ki:

‘Patron, Adem ile Havva’nın cesetlerini buldum.’

Arkeolog, cesetlerin Adem ile Havva’ya ait olduklarını nereden anlamış.

‘Aba, natürlich’ Hitler dedi ‘Üzerinde incir yaprakları varmış.’

‘Cevap bu değil, bay Hitler.’

‘Adamın kaburgası çıkarılmış olmasından dolayı bir yarası varmış.’

‘Zekice, ama bu da doğru cevap değil.’

‘Yanlarında yılan cesedi ve ısırılmış bir elma varmış.’

‘Bu da değil.’

‘Mein Got, çözemiyorum. Teslim oluyorum.’

‘Basit, Hitler. İkisi de kadından doğmuş olmadıkları için, göbekleri yokmuş.’

‘Hahaha, aba yaa. Wunderbar. Das is fantastish, herr Stalin. Polonya ile ne yapıyoruz?’

 

 

 

Tercüme eden: P. Kovachev



[1] Milli İç İşleri Komiseryatı [Tercüman notu]

КОМЕНТАРИ

Коментара

Вашият коментар

Този сайт използва бисквитки (cookies), за да Ви предостави възможно най-доброто потребителско изживяване. Ако продължите да използвате сайта, то вие сте съгласни с това. Научете повече

The cookie settings on this website are set to "allow cookies" to give you the best browsing experience possible. If you continue to use this website without changing your cookie settings or you click "Accept" below then you are consenting to this.

Close